Demokratik özgürlük anlayışı

Özgürlük iki boyutludur: “İnanç düşünce” ve “Biyolojik, sosyal ve kültürel yaşam”

Demokratik özgürlük anlayışı
Batının özgürlük anlayışı

Bir kuram olarak batı zihninde özgürlük doktrinin özü şudur; özgür olmak, bir insan teki olarak var olmakla birdir: “İnsan ne kadar bireyselleşirse o kadar özgürdür.” (6) Batı kapital eksenli dünya görüşünde kendi tanımlamalarını yaparken, kurucu babalarının sözlerini kutsamış ve temellerini dünya eksenli bir çizgide sabit kılmıştır. Darvin felsefesinin temelinde; yaşamak için savaş ve en güçlülerin hayatta kalsın diye özetlenen, "Güçlülük Ahlakı" diye tarif edebileceğimiz beşerî bakış açısı, özgür olmayı "Tanrıyla yapılan yeryüzü güreşini kazanmak" olarak anlar. Beşerî ideolojilerin kurucuları, "Allah göklerin efendisi, biz yerlerin" diyerek Allah'ın Rabblık sıfatını hiçe sayar ve yeryüzünü imarla sorumlu tutulmalarına rağmen, yeryüzünü sahiplenmekle dünyaya saplanırlar. Sonuçta Avrupa geleneğinde de materyalist felsefenin bir süreci olarak özgürlük kavramı, akılcılık kavramına bağlanmıştır.

Özgürlük iki boyutludur: “İnanç düşünce” ve “Biyolojik, sosyal ve kültürel yaşam”

Kapitalizm; özgürlüğün birinci boyutunu, Marksizm de özgürlüğün ikinci boyutunu yeterli buldu. O yüzden her iki ideoloji de tek ayak üstünde duruyor. Yine kapitalizm, siyasal özgürlüğü, Marksizm de ekonomik özgürlüğü öne çıkardı. Oysa her ikisi de gereklidir. İslam ise 1400 yıl evvel bu iki boyutu da çözümlüyor ve Allah'tan başka ilah yoktur düsturu ile tüm egemen güçleri reddetmeye çağırarak “siyasal özgürlüğü” açıyor, zekat kurumu ve anlayışıyla bireyin “ekonomik özgürlüğünü” güvence altına alıyor.

Demokratik özgürlük anlayışı

Jean Jacques Rousseau, “İngilizler özgür olduklarını düşünüyorlar, buna inanmak büyük bir hata ve yanılgıdır. İnsanlar sadece parlamento üyelerinin seçiminde özgürdürler; seçim tamamlanır tamamlanmaz köle durumuna düşerler.” diyor.

Liberal Düşünce Topluluğunun “Özgürlük onur ödülü” verdiği Sami Selçuk tarafından söylenen özgürlükle ilgili cümleler gerçekten bu ülkede ne kadar özgür olduğumuzu veya olabileceğimizin altını çiziyor: "Çevreme bakıyorum. Özgürlüklerimiz ya sınırlanmıştır ya da çiğnenmektedir. İnsan yararına kurallardan söz ediliyor, sık sık. Bunları anlıyorum. Ama bunun ölçütünün ne olduğunu, bu ölçütleri kimin kim adına saptadığını, durmadan hakların ve özgürlüklerin çiğnenmesini anlamakta güçlük çekiyorum.

"Özgürlüğün olmadığı yerde insanlar birbirlerine güvenemezler. Çünkü kimlikleri peçelenmiş oldukları için, herkes birbirinden şüphelenir. Görüştükleri kişilere, katıldıkları toplantılara, hatta okudukları gazetelere göre insanlara kimlik biçilir. Karşıt görüştekiler bir araya gelerek diyalojik ilkeyi yaşama geçiremezler. Yan yana gelemedikleri için görüşüp tartışamazlar. Tezler, antitezler, sentezler üretilemez. Toplum olduğu yerde sayar. Böyle bir toplumda insanlar, tek düze aldatıcı bir tek kişilik oyunun oyuncudur sadece.

"Neden öğrenimim boyunca bana özgürlük bilinci verilmedi? Bunda bir paradoks yok mu? Niçin bana daha çok özgürlüğün bittiği sınırlar öğretildi ve mayınlı alanları özgürlüğün kendisinden daha çok öğrendim, ben? Yine neden bana hukukun insanları özgürleştiren bir barış tekniği olduğu öğretilmedi de hep yasaklardan söz edildi? Özgürlük o denli zararlı bir nesne idi ise neden uluslararası bildirilerin ve sözleşmelerin konusu oluyor ve bunlar öğrenim kurumlarında niçin okutuluyordu?

"Eski Roma hukukunun bir özdeyişine başvuracağım: Özgürlüğe fiyat biçilemez. Peki, bizim özgürlüğümüze bir fiyat biçilemiyor mu yoksa özgürlüğümüzün aslında bir fiyatı var mı? Açık yürekle, daha doğrusu deminden beri savunduğum üzere özgür beynimizle konuşacak olursak, ne yazık ki, bizim özgürlüğümüzün bir fiyatı var. Bu fiyat, korkularımızdır, beklentilerimizdir. Eğer bu saptama doğru ise korkularımız, beklentilerimiz gerçekleri dile getirmekten ve onlara göre davranmaktan bizleri alıkoyuyorlarsa, altını çizerek söylüyorum, beynimiz özgür değil demektir. Bunun anlamı da bellidir. Özgürlüğümüzün de, onurumuzun da gerçekten bir fiyatı vardır. Ama özgürlüğümüzün de, onurumuzun da hiçbir değeri yoktur. Çünkü var olma nedenlerini yitirmişlerdir. Gördüğünüz gibi, ister demokrasiden, ister özgürlükten yola çıkalım, aynı kavşakta buluşuyoruz." (7)

“İslam özgür bir ortamda gelişir” diyen Ali Bulaç, Hz. Peygamberin 'Zulmü temenni etmeyin, başınıza gelirse sabredin' diyerek özgür bir ortamda İslam’ın anlaşılması ve yaşanması kolay olur, diye belirtirken (8) bunu, AKP ile özdeşleştiren dünün mücahidleri, "sistemin içinde bizlere ihtiyaç var, biz buradan çekilirsek yerimize geleceklerin neler yapacağını tahmin bile edemezsiniz" diyerek savunma psikolojisine bürünmektedirler. Alparslan Kuytul'un dediği gibi “Sistem içinde yapacağınız iyi şeyleri anlatıp durmayınız, onların size birahane açmak için, fuhuş yuvaları kurmak için, faizli bankalar açtırmak için attırdıkları imzalara bakınız” tespiti yerinde bir tespit olup zulme ortak olan onu işleyen gibidir düsturunu da unutmamak gerekmektedir.

Müslüman düşünürler özgürlüğü “köle olmamak” olarak anlarken gelişen süreç içerisinde de İslam burjuvazisinde yaşanan batılılaşma bu ülkelerin liderlerini şöyle bir düşünce içerisine getirmiştir; “Modern toplumda şapka giyen, frak kullanan bir kesim var ve bu kesim üst tabakayı temsil ediyor, devlet de batıdan aldığı değerlerle kendisine yeni bir elbise dikebilir.” Batının kolonisi olarak yaşayan İslam dünyası “özgürlük” istiyordu. Bu özgürlük kısmi de olsa kazanıldı. Gelişen hayat şartları ve dünyanın hızla küçülmesi sonucu batı ile daha somut ilişkiler geliştirme ihtiyacı “özgürlüğün” tek başına yeterli olmadığını ortaya koyacaktır. (9)

(6): John Dewey, Özgürlük ve Kültür, Remzi Kitabevi, İstanbul;1988

(7): Türk yargısı özgürlüklerin önünü açmalı. http://www.tumgazeteler.com/?a=769905

(8): Yeni Zemin Dergisi, İslam Özgür Bir Ortamda Gelişir, Nisan - 1993.

(9): İktibas Dergisi, Bernard Levis, Ekim - 1996.